Adnan Ötüken İl Halk Kütüphanesi

"Yüreklerdeki Engeller" Blog Yazımız Yayında!

-Söyle bakalım çocuğum Atatürk’ün doğum yılı?

-Doğum yeri?

-Annesinin adı?

Hafif oksijenli su kokan ve genzimi yakan yeşil bez parçasının altında sağ kulağımın içinden sanki beynimin içine doğru işleyen kepçe hissine rağmen dikkatimi profesöre verip soruları cevaplamaya çalışıyordum. Çoğunu bilmiştim, çünkü okumuştum fakat bir tanesini, doğum yılını hatırlayamamıştım. Kızmıştı. Utanırdım ve bir sonrakine daha fazlasını öğrenip gelirdim. Bana şifa veren elleri her pansumandan sonra başımı okşardı. Prof. Dr. Sefa Kaya hayatımı güzelleştiren ve çok saygı duyduğum sayılı insanlardandı.

1992 yılının Mart ayında Erzincan’da büyük bir deprem oldu. Annem bana 6 aylık hamileydi. Dehşet dolu saniyeler atlatıldıktan sonra o gece evi yıkılmamış olanlar doğunun sert kışına rağmen korkudan evlerine dönemediler. Çadırda kalan annem çok üşümüş. Ertesi gün Erzurum’a geçtiklerinde ise ağır ateşli bir hastalığa yakalanmış. Ve bu hastalıktan dolayı kulak gelişimim durmuş. İç kulak yapısı oluşmuş ancak dış kulak yolu dediğimiz kısım sanki içi oyulması gerekirken yarım kalmış. Temmuz ayında doğduğumda annem ile babam yıkıma uğramış, hayatlarının en zor sınavını vermeye başlamışlar. Çok uzun ince bir yoldu, bilinmeyen, el yordamıyla bulunmaya çalışılan.  Enteresan bir şekilde yanaklarımda da iki tarafında minicik et parçaları sallanıyormuş. Ben onlara küpelerim der, çok severdim. 5 yaşımdayken küçük bir operasyonla yerini gamzelerim aldı. 2 yaşıma kadar doktor doktor gezen annem ve babam son çare  Hacettepe Üniversitesi Hastaneleri’nde, alanında uzman cerrahlardan müjdeli haberi aldılar. Ameliyat ile belli oranda duymam sağlanabilirmiş. İlk ameliyatımın tarihi 6 yaşımdayken kararlaştırıldı. O zamana kadar evimizin bir kuralı vardı.  Herkes bağırarak konuşmak zorundaydı, benimle ne kadar zor olursa olsun iletişim kurulurdu. Konuşma terapistine ihtiyaç duymadım. Annem, babam ve ablalarımın özverisi sayesinde konuşabildim. Babam tüm tıp kitaplarını okudu, araştırdı. O sırada ameliyatımdan 7 ay önce annemi trafik kazasında kaybettim, gözünün yaşıyla gitti. Bu yolda babamla baş başa kaldık. Onun serçe parmağından tutar, ameliyatımın evrak, sigorta vs. işlemleri için Ankara Sıhhiye’de saatlerce kuyrukta beklerdik. Hatta beklemekten o kadar sıkışırdım ve çaresiz kalırdım ki birkaç kez yetişemeyip altıma kaçırdığımı hatırlıyorum.

Eylül 1999’da Hacettepe’ye tekrar geldiğimde şu kırmızı geyiğe benzeyen “h” harfini ve devasa Hacettepe Üniversitesi Hastaneleri yazısını hatırlıyorum. Ankara simidinin tadını hep o hastanenin girişindeki, tren raylarının altındaki simitçiden anımsıyorum. Başımı kaldırıp babama üniversitenin ne demek olduğunu sormuş, öğrenmiştim ve okul ile hastaneyi bağdaştırmaya çalışmıştım. Ameliyatımı olduktan sonra haftalarca  İhsan Doğramacı Çocuk bölümünde yattım. Küçük Prens’i o zamanlar okudum. Ne tesadüf ki yıllar sonra İhsan Doğramacı’nın kurucusu ve ilk bölüm başkanı olduğu okulumda, Beytepe’de okuyacaktım. Ara sıra kontrollerime gidip gelerek bir sene sonra okula başladım. Yine de iyi duyamıyordum. Dersleri sadece tahtada yazıldığı şekilde öğrenebiliyordum. Gözümle görmeden, elimle tutmadan ne kadar anlatılırsa anlatılsın, bazı şeyleri anlayamıyordum. Arkadaşlarım sorulan sorulara cevap verirken bana sıra geldiğinde ise defalarca tekrarlatmaktan utandığım için cevabını bilmiyorum numarası yapıp sırayı savardım. Okumayı çok severdim. Benim eğitimim öğretmenlerimden dinleyerek değil, evde kitabı açıp kendi kendime çözmeye çalışarak başladı ve bir müddet bu şekilde devam etti. Lise son sınıfa kadar. 11 ameliyattan sonra cihaz kullanmaya başlayabildim. Su damlacıklarının, kâğıdın hışırtısını, kapının ve zilin sesini, çalışan buzdolabının, karşıdan karşıya geçerken kornaların sesini ve daha sayısız yeni sesleri öğrendim.

Sosyal yaşantım tüm zorluklarına rağmen iyi sayılırdı. İnsanlarla sohbet etmeye çalışır, ortamlara girmeye gayret ederdim. Müziği severdim. Tonlamaları duyamadığım için çok iyi olmasa da gitar ve piyano çalmayı öğrenebildim. Bana destek olan iyiler vardı. Ancak duyamamamı istismar eden arkadaşlarım, akrabalarım ve öğretmenlerim de oldu. Neden 100 değil 80 aldın diyebilen, olabilir kaçırmış olabilirsin diyebilen insanlar da vardı. Hala varlar. Görememek, işitememek bir engel değildir. Bir özelliktir. Gözleri bozuk insanın gözlük takarak, ön sıralarda önceliğinin olması gibidir. Engel olarak adlandırabileceğimiz şey ezik ruhlar ve nerede nasıl davranması gerektiğini bilmeyen insanlardır. Onlara yardımcı olmalıyız.

Başarılı olmayı kendime amaç edindim. Böylece kimsenin beni ezemeyeceğine inandım. Bu sadece hırs, başarı ya da azim değildi benim için. Bir misyondu. Çünkü Rahmetli annem “kızım duyamazsa, konuşamaz bir aile kuramaz” der gözyaşı dökerdi. Keşke görebilseydi bu günleri. Son ameliyatımda 17 yaşımda Hacettepe’den ayrılırken o kırmızı devasa yazıya bakıp ben burada okuyacağım dedim. Ve her şeyden önemlisi topluma bilinçli ve faydalı bir birey olacağım. Üniversitede öğrencilerime güzel şeyler öğreteceğim dedim. 2012 yılına gelindiğinde Hacettepe Üniversitesi Bilgi ve Belge Yönetimi Bölümü’nü kazandım. Onlarca ülke gezdim, fotoğraflar çektim. Değişik kültürlerdeki yüzlerce insanla ve farklı dillerde de iletişim kurabildim. Planlarım zenginleşti. Ve 2018 Ekim ayında Master’a başlayarak hedeflerime doğru yol alıyorum. Bu uzun ince bir yol. Kaderimiz büyük bir bilinmezlik, fakat biz öyle veya böyle bir şekilde yaşarız. Yolunu, çaresini buluruz. İnsan çok çalışmalı; öğrenmeli, araştırmalı, bol bol seyahat etmeli, yerinde kendini eleştirebilmeli, yanlış bildiklerini düzeltmeli, paylaşmalı, yardımsever olmalı. Hangimiz, nerede, hangi şartlar altında olursak olalım daha etkili bir hayat için her zaman seçme şansına sahibizdir. Bu hayat bizimdir.

Birbirine çok yakın süreçlerden geçtiğim, bana yalnız olmadığımı hissettiren Sevgili Ece Saygı’nın şu sözlerini de yazıma ilave ediyorum. Biz ne yapabiliriz sorusunun cevabını arıyorsanız okumaya devam edin.

 “İşitme engeli, görünmeyen bir engeldir. Bu durum hem işitme engellileri, hem de onları tanıyan insanların işini zorlaştırıyor. Her işitme engellinin hikayesi, duyma seviyesi çok farklı. Dolayısıyla kimin ne kadar ve hangi kalitede duyduğunu kestirmek çok zordur. Bazı günler muazzam rahat bir şekilde iletişim kurabilirken diğer gün kuramıyorlar veya kurmakta zorlanıyorlar. Bu bir sürü sebeplerden kaynaklanabilir. Çevre olabilir, konu farklılığı olabilir, duygusal değişim gibi bir sürü sebep olabilir. İşitme engellileri en çok üzen davranış şekli ise, insanların onlarla bağırarak konuşmalarıdır. Bu onları utandırmakla beraber, anlamalarını da kolaylaştırmaz.
İşitme engellilerin çoğu dudak okumayı biliyor. Dudak okuma, konuşmayı görsel bir şekilde anlayabilme tekniğidir. Bu teknik; konuşma temasının, dilinin ve geriye kalan duymanın yardımıyla dudak, yüz ve dil hareketler sayesinde sağlanır. Dudak okuma çok büyük bir konsantrasyon işi olduğundan, insanlarla konuşmak onlar için çok yorucu. O yüzden dinlenmek için arada biraz zamana ihtiyaçları var.
İletişim kurarken nasıl davranmalısınız?
Bir şey söylemeden önce arkadaşınızın dikkatini size verdiğinden ve yüzünüze baktığından emin olun. Dikkatlerini çekmek için onun adını söyleyin. Çünkü onlar genelde kendi isimlerini diğer sözcüklerinden daha iyi duyarlar. Onlarla arkası dönükken konuşmayın ya da konuşmaya başlamadan önce dikkatlerini çekmek için hafifçe dürtün veya isimlerini söyleyin. Mümkün olduğunca önden ve yandan konuşun, böylece dudaklarınızı görebilsinler.

Konuşmaya başlamadan önce radyoyu veya televizyonun sesini kısın, çünkü etraftan gelen seslerin onların sizi anlamayı zorlaştırdığını bilmelisiniz. Ayrıca mümkün olduğunca uygun ortamlarda bulunun, örneğin aydınlık ve gürültüden uzak ortamlarda bulunun. Yani dudağın görünür olması şart ve ağzınızın önünde bir şey olmamalı örneğin eliniz olabilir. Gözlük takmanız da işitme engellinin anlamasını zorlaştırabilir, duruma göre ayarlayın. 
Mümkün olduğunca yavaş konuşun; yüz ifadeleri, mimikler ve vücut dilini kullanın. Konuya başlamadan önce arkadaşınızı konuyla tanıştırın. Mesela bir araba markasından konuşmaya başlayacaksınız. Önce araba deyin, sonra marka ismini söyleyin.
Biraz sabırlı olun ve özenli bir şekilde iletişim kurun. Siz konuşurken, arkadaşınızın sizi takip edebildiğinden emin olun.
Dolaşırken mümkün olduğunca arkadaşınızın iyi duyan tarafından yürüyün. Yürürken aynı anda hem dudak okumak hem de konuşmanın zor olduğunu tahmin edebilirsiniz.
Grup konuşmasında arkadaşınızın dudak okumayı takip etmesi çok zor olacağı için konuşulanları kaçırması normaldir. Eğer konuşmaları kaçırdığını fark ederseniz, ona kısaca bir şekilde anlatın veya çaktırmadan dudağınızı oynatarak konuşmanın konusunu söyleyebilirsiniz. O da inanamayacağınız bir şekilde kaçırdıklarını telafi edip konuşabilir veya konu hakkında bilgilerini aktarabilir.
Daha da önemlisi, işitme engellilerin neredeyse hepsi hava alanlarında, istasyonlarda veya herhangi bir yerde yapılan anonsları anlayamamaktadır. Dolayısıyla anonslar bittiğinde söylenenleri kısaca arkadaşınıza anlatın.
Ayrıca arkadaşınız sizi anlamadığında tekrar edin, bir daha tekrar edin. Sonra baktınız ki hiç olmuyor, “Bir yere yazabilir miyim? “ diye sorabilirsiniz. Ama anlamadığı için özür dilemesine asla izin vermeyin, çünkü işitme engelli olması kimsenin suçu değil.
Biraz sabır işi olduğunu biliyorum, fakat emin olun iletişim sağlandığı sürece siz de onlarla arkadaş olmaktan büyük keyif alacaksınız.”

Yüreğinizdeki engelleri aşmanız dileğiyle.


Halkla İlişkiler ve Pazarlama
Mücella Sena KÖKSAL